TÜRKİYE-KATAR EKONOMİK İLİŞKİLERİ ve KRİZİN ETKİLERİ
İnşaat sektöründe faaliyet gösteren yatırımcılarımız 1980’li yılların ortasından itibaren başta Rusya olmak üzere Ortadoğu ve Afrika’da büyük yatırımlara imza atmaktadır. Küresel boyutta önemli oyuncu olan inşaat yatırımcılarımız Katar’da büyük projeleri gerçekleştirmekte ve bu ülkeden ödüller almaktadırlar. Katar girişimcileri ülkemizde başta Finans sektörü olmak üzere çeşitli sektörlerde yaklaşık 18 milyar dolar civarında yatırım yapmış bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda ülkemiz Katar’dan daha yüksek seviyede yabancı sermaye çekmeye aday olarak gözükmektedir. Dış ticaret olarak bu ülke ile yaklaşık 2 milyar dolarlık ithalat ve ihracat hacmine sahip bulunmaktayız. Hali hazırda yapılan görüşmelerde gelecek yıllarda bu ülkeye çok sayıda teknik eleman ihracatını ülkemiz gerçekleştirmiş olacaktır.
Katar zengin doğal gaz ve petrol yataklarına sahip bir ülkedir. Dünya ülkelerine petrol ve türevleri ihracatı yapmaktadır. ABD başta olmak üzere batılı ülkelerde yabancı sermaye yatırımları yanında finansal piyasalarda 150 milyar dolardan fazla nakit sermaye yatırımları bulunmaktadır.
Batılı ülkelerin Basra körfezindeki petrol ve doğalgaz yataklarının paylaşılmasına dönük oynadığı oyunlar, Katar’ın kırmızı listeye alınmasına neden olmuş, terörist grupları desteklediği gerekçesi ile Suudi Arabistan ve Mısır bu ülke ile diplomatik ilişkilerini kesmiştir. Batılıların Müslüman ülkeler kanalıyla yapmak istedikleri bu ihanet projesi bölgede çatışmaları daha derinleştirmek ve Katar’ın elindeki finansal varlıkları tüketmek amacını taşımaktadır.
Katar üzerinden Türkiye ile ilgili oynanan oyunların başında ise ülkemizi Mısır konumuna getirmesi projesi bulunmaktadır. Bilindiği gibi geçtiğimiz yıllarda batılı güçlerin İsrail’i koruma amaçlı olarak Mısır’da halkın Cumhurbaşkanı olarak seçtiği Mursi’ye karşı yaptırılan darbe sonucunda diktatör Sisi’nin başa getirilmesi başarılı olmuştur. Aynı güçler sayın Cumhurbaşkanımıza Mısır’daki gerçekleştirilmiş olan projenin benzerini yapmak istemektedirler.
Demokrasiye balta vurma hareketinin başında MİT müsteşarının savcılığa çağırılması, Bayır-Bucak Türkmenlerine MİT tırları ile yardım götürülmesi aşamasında Adana ve Hatay’da bu araçların durdurulması ve personelin yere yatırılması gelmektedir. Gezi Parkı olayları ile ayaklanma hareketi, 17-25 Aralık FETÖ savcılarının hukuk darbesi girişimi ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ise birinci aşamanın devamıdır. Ülkemizin meşru hükümetine savaş açma ve düşürme planlarının arkasında yeni bir aşama olan Katar krizi bulunmaktadır. Amerika’da oturan ve uluslararası istihbarat örgütlerinin maşası olan FETÖ’nun sivil toplum güçleri maalesef Amerika devletini ve kamuoyunu bu defa ülkemizin iyi ilişkide olduğu Katar üzerine provokasyon yapma yönünde icraata geçirmiş bulunmaktadır. Katar’ın ülkemizdeki ekonomik ilişkilerini sekteye uğratarak Türkiye’nin mali dengesini bozmak, meşru hükümeti zor durumda bırakmak olarak özetlenecek olan bu girişimden FETÖ örgütü sonuç alamayacaktır. Meşru hükümet ile devletimize yapılmak istenen bu oyunları Türk Milleti ve devleti her seferinde bozmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD seyahati sonrası 12 koruma görevlisini tutuklatma kararını Katar krizi ile birlikte değerlendirmek gerekmektedir. FETÖ terör örgütünün bu tutuklatma kararlarında parmağı olduğu kanısı toplumumuzda yaygın bir kanaat olarak kabul edilmektedir.
Türkiye’nin Mısır olması yönünde atılmış olan bu adımları milletimiz iyi görmektedir. 2014 Mahalli seçimleri, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 2015 Milletvekili seçimleri ve 2016 yılındaki Anayasa oylamalarında Türkiye’yi dize getirmeye çalışan ve hevesleri kursaklarında kalan uluslararası örgütlerle işbirliği yapan PKK, FETÖ, DHKP-C örgütleri Katar krizi ile bir şey elde edemeyeceklerdir. Milletimiz bu ihanet şebekelerini bilmekte ve bunlara karşı tavrını her seferinde ortaya koymuş bulunmaktadır.
CHP genel başkanının Ankara’dan İstanbul’a yürümesini de ABD’ye ve dolayısı ile FETÖ terör örgütüne yeşil ışık olarak değerlendirmek gerekmektedir. Gezi parkı olaylarından bu yana ülkemizin bekası ile ilgili her girişimde bu olaylara destek veren CHP’nin sözde Adalet yürüyüşünü milletimiz ibretle izlemiştir.
MHP’de yaşatılmak istenen kriz sonucunda yeni oluşum hareketi ise ülkemizin siyasi istikrarını bozmaya yönelik bir projedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz sonrası ülkemizi dışardan kuşatma hareketi olarak gördüğü tespit ve Türk Devletinin Bekasına yönelik attığı adımlar dış güçler tarafından istenmemektedir. Yeni oluşum hareketi CHP zihniyeti, HDP, PKK ve FETÖ planlarına destek olacak bir yapılanmadır. Hiçbir ülkücünün bu hareketin içerisinde olmayacağı kanaatini taşımaktayım. Ülkücü hareket ve lideri Alparslan Türkeş’in bizlere 1970 yılından bu yana öğrettiği, önce vatan ve devlet, sonra parti ve kişisel çıkardır.
Mevcut hükümet 2017 yılında % 5’in üzerinde kalkınma hızını gerçekleştirmektedir. Gelecek yıllarda daha büyük projelere imza atacak ülkemizin ekonomik kalkınmasını daha yüksek seviyeye çıkaracaktır. Türkiye terör örgütlerine geçit vermeyecek büyüklükte bir ülkedir. Türk devleti ve milleti ebed müddet yaşayacaktır.
Sonuç olarak Türkiye büyük bir devlettir. Osmanlı imparatorluğunun parçalanması projesinden itibaren şer güçler ülkemizi parçalamaya dönük çok çeşitli projeler yürütmektedir. Son Katar krizi Türkiye ekonomisine yönelik bir harekettir. Türkiye 2001 yılı şubat ayında girdiği karanlık finans ve ekonomik krizlerini atlatmıştır. Ülkemiz batılı ülkeler eliyle Katar’a yapılan bu haksız işlemden dolayı etkilenmeyecek ve herhangi bir ekonomik kriz yaşamayacaktır. Halihazırda ABD ile ülkemiz arasında yaşanan vize krizini de ülkemiz üzerinde oynanmak istenen oyunlar çerçevesinde değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder